MURAT GÜNDÜZ - 2 TEMMUZ CANLAR ANITPARK ULUSAL PROJE YARIŞMASI
2010 yılında açılan yarışma, 2 Temmuz 1993 tarihinde Madımak Otel olayında hayatını kaybeden 33 sanatçı için anıtpark yapılmasını amaçlıyor. Anıtpark yeri olarak, 33 kişiden birisi olan Murat Gündüz'ün köyündeki bir tepe gösterilmiş.
Yarışmaya katılan projemizi anlatan görseller ve dökümanlar:










Konsepte Dair Açıklama Raporu
Sivas Olayları ya da diğer adıyla Madımak Olayı, farklı yönlerden incelenebilecek sosyal bir yaradır. Her bakış açısı kendi kabullerini ortaya koyarken, başka duyarlılıkları görmezden gelecektir. Bu gerçeğin en temel paydaşı ise, olayların sonucunda gerçekleşen 'ölüm'lerdir.
'İnsan varlığının yaratılmışlığından gelen değerine, politik görüşü hesaba katmaksızın salt insanlığından ötürü saygı duyulmalıdır.'*
Ölüm, insanoğlunun erken yaşlarından itibaren farkında olduğu ve uzaklaşmaya çalıştığı bir olaydır. Ölümü kendisinden uzak tutmak için sosyal bir yaşantı sürmek zorunda kalan insanoğlunun, bu sosyal yaşantının doğurduğu bir durumdan dolayı ölüme mahkûm edilmiş olması düşündürücüdür.
Sosyal görevlerimiz arasında, her bireyin yaşamını devam ettirme hakkını korumak ve tehlike içinde olan bireye yardım etmek varken, Madımak Otel'in önündeki topluluk, ölümün alternatifinin yine ölüm olacağına karar vermiştir.
En acısı, bu ölümler herkes tarafından 'seyredilmiştir'...
Anıtpark düzenlemesi, tüm bu sosyal durumları ele almış ve metaforlar aracılığı ile 'durum'u aktarmayı hedeflemiştir.
Bu bağlamda anıtpark 5 ana alandan oluşuyor:
Anma Alanı (Meydan), merkezde
Yarı Açık Sergi Rampaları, kuzeydoğu ve güneybatı yönlerinde
İmza / Söyleşi Alanlarını ve Kafeteryayı da İçeren Teraslar, doğuda
Gösteri Alanı (Amfitiyatro), kuzeyde
Otopark
Ataşlı Tepe'ye çıkan mevcut yol, arazinin en üst kotunu (1520 m) genişletmek amacıyla daha güneye çekilmiştir ve bu kota anma alanı (meydan) yerleştirilmiştir. Böylece anıtın birçok noktadan görülebilmesi sağlanmıştır. Sergi rampalarından, teraslı yollardan ve gösteri alanından (amfiden) anıta ulaşılabilir.
Anıtı tasarlarken kütlesini parçalı elemanlardan yaparak aralarında dolaşılabilsin; anıtın bir parçası olmak, 'kayıp canlar ile bir olmak' mümkün olsun istedik. Bu amaçla anıtı, içinden geçilebilen ve merkezinde anma törenleri imkânı sağlayan bir alan olarak tasarladık. Eteklerden en üst kota varıldığında ziyaretçileri yüksek sütunlar karşılar. Ziyarete gelenler dilerlerse sütunların etrafında dolaşabilirler ya da aralarından geçerek doğrudan meydana girebilirler.
Sütunların hepsi farklı yükseklikte tasarlandılar çünkü kaidelerin taşıdığı imgelerin temsil ettiği yaşamların hiçbiri bir diğeriyle aynı değildi, her birini diğerinden farklı kılan özellikleri vardı. Sütunların hepsi aynı zemin kotuna oturuyorlar ve aynı formları taşıyorlar; aslında hepsi aynı ortak paydada buluşuyor: 'insan olmak'... 'Can' ve 'hayat' kavramları, bütün bu kargaşanın ötesinde saf ve asal; aynı zamanda en kıymetli olan... Bu nedenle kaidelerin üstünde masif cam küpler ve satine krom küreler gibi, saf malzeme ve asal geometrik formları birleştiren imgeleri tercih ettik.
Bu kaidelerin üzerindeki dolu küpler olaylardan sağ kurtulan fakat hayatları değişen 51 kişiyi, küreler olaylarda hayatlarını kaybeden 37 kişiyi, içinde küresel boşluk olan küpler ise onların arkalarında bıraktıkları izleri ifade eder. Alanda, 33 hayat sütunu grubu sığ bir havuza oturur; havuzdaki yansıma, başka kayıp hayatları simgeler.
Anma alanına üstünde kaide olmayan, kaide ayak izleri de bıraktık. Bu izler aslında hepimizin orada, olayların içinde olabileceği gerçeğini vurgulamayı amaçlamıştır.
Olayların geçtiği günleri takiben basına yansıyan haberlere baktığımızda, haberlerin çoğunlukla sübjektif yaklaşımlı olduğunu gördük. Genellikle olayların insani boyutu arka plana atılmış, olaylar bir görüş çatışması çerçevesinde irdelenmişti. İşte bu yüzden, kısıtlı ve farklı bakış açılarının yarattığı insani körlüğü vurgulamak ve eleştirmek adına biz, anıt alanına üç ayrı noktada yer alan kadrajlar (çerçeveler) yerleştirdik. Anamorfoz (belli bir açıdan bakınca anlamlı olan görüntü) elde etmeyi amaçlayan bu kadrajlardan biri oraya şenlikler için gelip otelde konaklarken hayatını kaybedenleri simgeleyen 33 küreyi, biri otel personelinden hayatını kaybedenleri simgeleyen 2 küreyi, diğeri ise otel dışında hayatlarını kaybedenleri simgeleyen 2 küreyi çerçeveler. Bu kadrajların dışından baktığımızda, mutlak olan yine canların birliğidir, aslolan, gerçek ve kısıtlanmamış görüntü budur.
Rollo May 'Yaratma Cesareti' adlı kitabında der ki: 'Karışmak istemediğimizde, doğru olmayan bir muameleye tabi birine yardım edip etmemenin bahsiyle bile karşılaşmak istemediğimizde; algımızı engellediğimiz, kendimizi başkasının acısına kapattığımız, yardıma gereksinen kişi ile duygudaşlık bağımızı kopardığımız hepimizce bilinebilir bir gerçektir. Böylece korkaklığın günümüzdeki en hâkim şekli 'karışmak istemedim' deyişinde gizlenir.' Biz 'karışmak istemeyen' insanlara bu durumu hatırlatmak / vicdanlarıyla yüzleşmelerini sağlamak için araziye kendi kendileriyle göz göze gelecekleri siyah aynalar yerleştirdik. Olayların hala açıklığa kavuşmamış yönlerine gönderme yapmak amacıyla da arazinin çeşitli noktalarına dipleri görünmeyen içleri boş karanlık kuyular koyduk. Bu aynalar ve kuyular dolaşım aksında beklenmedik yerlerde ziyaretçilerin karşısına çıkar; yüzleştirir ve şaşırtır.
Tüm anıtparkı ardıç ağaçları ile sardık. Birkaç yüzyıl öncesine kadar doruklarında ardıç ağaçları uzanan Ataşlı'yı yeniden doğal dokusuna kavuşturalım istedik. Bu ağaçların bir kısmı anıtparkın yapımı aşamasında dikilecek, kalan kısmı ziyaretçilerin katılacağı ağaç dikme organizasyonlarıyla tamamlanacaktır.
* May, Rollo; Yaratma Cesareti
Tasarım Ekibi:
Mimar Zeynep Damsarsan Türköz
Mimar Suat Türköz
Mimar Gökçe Akgün
Görselleştirme: Pirden Gürsoy